Burçin’in sevdikleri

Kitaplar, filmler, müzikler, geziler…

Seni AZ Seviyorum! Ekim 6, 2011

Filed under: Altı çizilenler — Burçin Tarhan @ 11:36 pm

Son zamanlarda beni bu kadar etkileyen az kitap oldu.

Kitabın adı AZ. Hakan Günday’ın kitabı.

Okudukça sarsan, çığlık atma isteği uyandıran, okudukça içine çeken, bir o kadar da dışarı çıkma isteği uyandıran bir kitap.

Harika bir kurgu, harika bir bir araya geliş…

Kitabın son cümleleri: (Dikkat, spoiler etkisi olması muhtemel:))

“Seni AZ seviyorum” dedi Derda.
“Ben seni daha AZ” dedi Derdâ.

Bu cümleleri bitirdiğimde kendime gelmek için bir süre geçmesi gerekti. Şiddetle tavsiye ederim.

Kitabın en etkili cümleleriyle baş başa bırakayım sizi:

“Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?

Haklısın. Belki de çok az…

O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az…

Sen de fark ettin mi; Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.

Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi…

Bu yüzden belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir…”

 

12. İstanbul Bienali’nden aklımda kalanlar Ekim 6, 2011

Filed under: hayat,Sanat — Burçin Tarhan @ 11:04 pm

12. İstanbul Bienali’ni güzel bir günde ziyaret etme imkanı buldum. Olduça çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Politika ve sanat iç içe geçmiş bu sene. 12. İstanbul Bienali beş karma sergi ve 50’den fazla kişisel sunumdan oluşuyor. Başlığı ise “İsimsiz”.  1962’da ölen Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzales-Torres’ten esinlenmiş. Gonzales-Torres, “Anlam daima zaman ve mekanda değişkendir” görüşünden hareketle sanat yapıtlarının isimsiz kalmasını yeğliyor.

Pek çok eser pek çok çarpıcı çalışma var ama işte sadece bir öğleden sonramı ayırabildiğim Bienalden aklımda kalanlar. Eminim bir kez daha gitsem başka şeyler etkiler beni.

İsimsiz (Ateşli Silahla Ölüm) Karma Sergi

Beni en çok etkileyen alan. Burada silahların hayatımıza ne kadar girmiş olduğunu, ama hayatımızda nelere mal olduğunu görüyoruz. Bu karede önde Kris Martin’in Mermi Kovanları var. 1. Dünya Savaşından arta kalmış pek çok altın renkli mermi kovanı bir sanat eseri olarak bir araya getirilmişler. İlk bakınca güzel bir görüntü ama ne olduklarını anlayınca arkasından bir başka resim gözünüze çarpıyor: Bir merminin kafada açtığı delik.

Martha Rosler – Savaşı Eve Taşımak, Güzelim Ev

Bu da beni çok etkileyen bir oda. Sanatçı, Vietnam savaşına ait görüntüleri ABD’de yayınlanmış iç mimarlık dergilerinden aldığı resimlerle fotomontajla bir araya getiriyor. Resimlerin hepsi çok etkileyici. Uzak savaş meydanlarındaki dehşet Amerikan rüyasıyla yan yana geliyor ve ziyadesiyle rahatsızlık veriyor. İnsana savaşın aslında ne kadar hayatımızın içinde olduğunu ama bizim onu ne kadar da görmezden geldiğimizi hatırlatıyor. Martha, “ Sonuçta şiddetin sorumlusu biz olabiliriz, ama öylesine uzakta ki” diyor.

Nazım Hikmet Richard Dikbaş – Özel Dersler

Sanatçı onlarca tanıdığı insanın sıradan konuşmalar içinde söylediği sözleri alıp çıkarmış. Kendi deyimiyle “durup ince şeyleri anlamaya çalışmış”. İzlemesi zevkli bir çalışmaydı benim için.

Adrian Esparza

Devrimcilerden günümüze uzanan simgesel bir anlamı da olan Meksika örtüsü Serape’yi sökerek peyzajları tasvir ediyor sanatçı. İstanbul’un eski bir resmini tasvir etmiş. Anlamak için tamamını görmek lazım. Ama bu da hoş bir görüntü :)

Ala Younis – Kurşun Askerler 

Mısır, Lübnan, Irak, İran, İsrail, Ürdün, Filistin, Suriye ve Türkiye’nin kurşun askerleri.

Dani Gail – Tarihi Plak Arşivi

Tarihi olayları belgeleyen plak koleksiyonu. Her plağı tek tek inceleyince etkiliyor insanı.

 

Yapılacaklar Listesi Nisan 23, 2011

Filed under: hayat — Burçin Tarhan @ 12:43 pm
Tags: , , ,

Önümde yepyeni bir hayat var. Bir hafta sonra işimden ayrılarak yepyeni bir dünyaya ayak basacağım. “Elveda ofis” deyip daha keyifli bir iş-özel hayat başlatacağım.  Çok çalışmam gerektiği kesin ama kendime de zaman ayıracağım.  Zihinsel olarak yeni hayatıma alışmaya başlarken hemen iş dışında ilk yapılacaklar listemi hazırladım. Herhalde şimdiye kadar yaptığım en eğlenceli “Yapılacaklar Listesi” bu oldu… Şimdi sıra iyi işler ortaya çıkarırken bir yandan da Yapılacaklar Listemi uygulamakta :)

Kayıp Cennet Sergisi - İstanbul Modern1.   İstanbul Modern’de Kayıp Cennetler sergisi ziyaret edilecek.  

Serginin özelliği müzede ilk kez sadece dijital medya ve videolardan oluşan sanat eserlerinin yer alıyor olması. Serginin konusu  teknolojinin insan üzerindeki etkisi…

2. 29 Nisan’da vizyona girecek Pina 3D filmi seyredilecek. 

Beni her zaman çok heyecanlandırmış olan Pina Bausch için çekilmiş uzun metrajlı dans filmi. 2009 yazında ölen büyük Alman koreografın nefes kesen eşsiz sanatı
nı betimliyor. 29 Nisan’da Türkiye’de de vizyona girecek. İstanbul Film Festivalinde kaçıranlara…

Fragman için: http://www.pina-film.de/en/

“Dance, Dance… Otherwise We are Lost”

3.  Genco Erkal’ın “Nereye Gidiyoruz” oyununa gidilecek.

“Nereye Gidiyoruz?”, içinde yaşadığımız toplumun çelişkilerini ve çıkmazlarını vurucu bir dille yansıtıyor. Kendine has tarzıyla izleyenleri çok güldürecek olan bu çağdaş meddah gösterisi, bir yandan da sorunlara tuttuğu ışıkla düşündürecek. Aziz Nesin’in yıllar önce kaleme aldığı metinlerin güncelliği izleyenleri şaşırtırken, büyük yazarın gözlem ve değerlendirme başarısını bir kez daha ortaya koyuyor.


4. Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarı’na katılınacak. 

ArtBosphorus Çağdaş Sanat Fuarı, bu yıl, “Düşler, Renkler, Gerçekler” temasını işleyecek. Fuar, dans gösterileri, performanslar, toplumsal sorumluluk projeleri, video art programları ve sanat filmleriyle, enerjik, aktif ve ilgi uyandıran bir programla sanatseverlerin karşısına çıkıyor.

5. Binboa Strawberry Pink denenecek.

6. Mürdüm Eriği çıktı artık. Çiya’da Yeni Dünya Kebap yenilecek.


7. Uzunca süredir zaman ve para harcamadığım, eskiden tutkunu olduğum “şarap”la dostluk yeniden kurulacak.

Şarap butikleri ziyaret edilecek.

Denenmemiş şaraplar denenecek.

8. En kısa zamanda bir kamp sandalyesi alınacak, bagaja atılacak.

Güzel havalarda bir ağacın altında parkta deniz manzarasıyla çalışılacak.

Ogo’nun önerisiyle öğlenleri ağacın altında siesta yapılacak.

İşte böyle yapraklar arasından güneş izlenecek: http://www.flickr.com/photos/ogomogo/5645590321/

9. İki el kanda olsa da Yoga Academy dersleri kaçırılmayacak. Hatta mat bagaja konulacak ve uygun bir zamanda deniz kenarında yoga yapılacak.

 

Kaybetmek kazanmaktır Nisan 5, 2011

Filed under: Altı çizilenler,hayat — Burçin Tarhan @ 7:45 pm
Tags: , , ,

Büyük Yoga Üstadı Pramahamsa Yogaçarya Akif Manaf der ki:

” Yitirilen şeyler aslında kaybedilmemektedir; onların yitirilişi daha önemli şeylerin kazanılmasını sağlar.

Kaybetme bir kazanma olarak alglanmalıdır.  Eski şeyleri kaybederek birey yeni şeylerin kazanılmasına hazırlanmaktadır.

Giden şeyler daha önemli şeylerin gelişine neden olur. Kaybedilen şey aslında kazanılan daha önemli şeylere dönüşür.

Bu felsefenin idrak edilmesi tatmin duygusunu getirmektedir.”

 

Sahip olduklarının farkında mısın? Mart 22, 2011

Filed under: hayat,Şiir — Burçin Tarhan @ 7:20 pm
Tags:

Bir güzellik yap kendine.

Sadece sahip olduklarını düşün, mutlu ol onlarla.

Sahip olmadıkların üzülsün seninle olamadıklarına.

Paul Auster

 

“Anne” kelimesinin yarattığı inanılmaz duygu Mart 11, 2011

Filed under: hayat — Burçin Tarhan @ 10:15 pm

Bugün Facebook’ta bir arkadaşımın yıllaaaarca önce çektiği videolarını izledim.  Kızının bebeklik videoları…

Şimdi büyüdü kocamaaaaan kız oldu tabii. O zaman miniciiiik, hayatı yeni öğreniyor… Tüüüüm şirinlikleri barındırıyor üstünde…

Hepsi çok ciciydi de bir tanesini izleyince sadece “Eyvah, sıçtık!” yorumunda bulundum kendi kendime. Nedeni ise şu:

Video’da Duru konuşmayı yeni öğreniyor ve sanırım “Anne” demeye daha yeni başlamış. Annesine bakıp öyle bir “Anne” deyişi var ki… Bunu izleyince içimde ilk defa hissettiğim bir duygu oluştu. O duygunun adını koyamadım daha ama, şöyle tarif edebilirim: Bir bebeğin o sevgiyle, herşeyiyle “anne” demesini, onun bende yaratacağı duyguları yaşamak istedim. Bu duyguyu hisseder hissetmez de tek düşüncem “Eyvah” oldu.

Şimdiye kadar “Hiç çocuk özlemi duymuyor musun?” diyen insanlara rahat rahat “Bende galiba annelik içgüdüsü gelişmemiş” diyebiliyordum. Sanırım bundan sonra diyemeyeceğim.

Hayatımda herşeyin kötü gittiği bir dönemde oluşmuş geçici bir duygu da olabilir tabii ama geçici değilse işim zor olacak gibi geliyor.

Videoya ulaşabilenler buradan izleyebilirler.

 

Düz bir hayat mı? Aralık 29, 2010

Filed under: hayat — Burçin Tarhan @ 7:27 pm
Tags: , ,

Herkesin kabul ettiği çizgide bir hayat yaşasaydım daha mı mutlu olurdum?

Üniversitede okuduğum işi yapsaydım…

Evlenene kadar aile evinde yaşayıp, “münasip” bir koca bulup aile evinden ayrılsaydım…

Normal insanların yüzde 90′ının kabul etmeyeceği, aklının ucundan bile geçirmeyeceği ilişkiler kurmasaydım… Mesela hadi ünversitede olsun ama mezun olup da çalışma hayatına geçtiğimde bile hala uzun saçlı erkekler beni cezbetmeseydi…. Çünkü artık hayatın içinde olduğumu, artık uzun saçlı değil kariyeri uzun bir erkeğe ihtiyacım olduğunun farkına varsaydım…

27 yaşında bir araba, 29 yaşında çocuk, 35-40 yaşlarında ev sahibi olsaydım…

30lu yaşlarımı gürültülü barlarda değil de çocuklu arkadaşlarımla ev gezmelerine gitmekle geçirseydim… Bir çocuğa sevgimi vererek, hayattaki belki de en değerli şey olan bir çocuğun derin sevgisini hissederek ya da bir çocuğun bana muhtaç olduğu duygusunu yaşayarak ve tüm insanı canından bezdiren zorluklarına katlanarak yaşasaydım…

Haftasonları artık içkiden başım ağrıyarak öğlende uyanmasaydım da sabah erkenden çocuğu müzik kursuna götürüp ardından da onlarca çocuğun toplanacağı bir yaş günü partisine götürmek için uyansaydım…

Önemli olan sevdiğim işi yapmak, sevmediğim işte ömür tüketmem demeden var gücümle para kazanmak için, hatta en sevmediğim, en stresli, en baskıcı ortamlarda bile çalışsaydım… Güvence, özel sağlık sigortası, kazanılacak primler için… Bol paralar kazansaydım… Kariyer basamaklarını teker teker çıksaydım….

40lı yaşlara geldiğimde çocuğu biraz büyütmüş ve daha rahat bir hayat yaşar hale gelmiş olsaydım… Artık çocuğumun başarısı benim için en büyük gurur kaynağı, başarısızlıkları en büyük üzüntüm olsaydı… 55-60 yaşlarımda çocuk evlendirme telaşı kaplasaydı ortalığı, sonra da emeklilik ve torun bakma günleri…

Ömrümün yarısında (yarısı mı ben bilemem tabii, sadece şiir öyle söylüyor) yukarıdaki hayatın tam tersini yaşadım. Ta ki bir gün artık biraz da yukarıdaki gibi bir hayat yaşamalı, yaş ilerliyor deyip yanlış bir karar verene kadar. Yanlış çünkü yukarıdaki hayat için geç kalmışım.

2011 bu yanlıştan kurtulma yılım olsun… Yeni hatalar yapmadan…

 

Tek kişilik yaşam zor iş Ekim 23, 2010

Filed under: Altı çizilenler — Burçin Tarhan @ 9:46 am
Tags: ,

Hürriyet’te  Banu Tuna güzel bir yazı yazmış:

Tek kişilik yaşam formları
Hazır azınlık haklarından bahsederken aradan önemli bir konuyu daha çıkarmak, yalnız yaşayanların da bir azınlık grup olarak resmen kabul edilmesini talep etmek istiyorum. Öyle ibadet hakkı, toprak talebi gibi dertlerim yok. Tek arzum, varolma ihtimalimizin göz önüne alınması.
Geçen hafta tek bir elbise almak için alışverişe çıktım. Tek bir elbise… Ne kadar uzun sürebilir ki? Kararsız ve ağır tiplerden olmadığımı, hatta çok gerekli olmadıkça soyunma odası bile kullanmadığımı söylemek isterim.
Hepi topu üç mağazaya girdim ama alışveriş tam iki saat sürdü. Neden? Çünkü yalnız yaşıyorum.
İzah edeyim…
Giysi seçerken ne gibi kriterleriniz olabilir? Modeli hoşa gitsin, fiyatı bütçeye uygun ve bedeni tam olsun filan falan. Yetmez, en azından yalnız yaşıyorsanız yetmez. Yalnız yaşayan biri için en önemli kriter, fermuarın yeridir. Mastır yogi filan değilse tabii. Çünkü bu elbiseleri tasarlayanlar, ya herkesin çiftler halinde yaşadığını, ya da evinde hizmetli çalıştırdığını sanmaktadır. Fermuarları sırta yerleştirdiklerine göre öyle olmalı.

Yalnız yaşayanların tek sorunu fermuarın lokasyonu değil. Tüketim miktarı ve hızı da dört kişilik bir aileye göre ayarlanır bizde. Markete gidersiniz, hiçbir şeyi tek kişilik bulamazsınız. Mecbur limonu, soğanı fileyle, otları kocaman demetler halinde alırsınız. Paketlenmiş her şey, tek ambalajdır ve o da hiçbir zaman tek kişilik bir miktar değildir. Çaresiz alır, zamanında tüketemeyince atarsınız. Pazara gitseniz, pazarcı iki portakal isteyen adamın yüzüne garip garip bakar zaten.
Tek başınıza tatile çıkmak istersiniz, yalnız olduğunuz yetmezmiş gibi bir de otelciler vurur. Tek başınıza kaldığınız odaya iki kişilik para verirsiniz. Tek kişilik odaya bugüne kadar ülke sınırlarında rastlamadım, olan otel varsa haber versin, sırf tecrübe etmek için gidip kalacağım.
Yalnız erkeklerin ‘aile salonu’ kabusundan, damsız girilmezlerden, otobüslerde ‘bayan’ yanı fenomeninden bahsetmiyorum bile.

Gerçekten de yalnız yaşamak ne kadar güzel olsa da zor…
Artık markette sadece tek kişilik alışveriş yapabilmek istiyorum.
Aile boyu almak zorunda kaldığım malzemelerle pişirdiğim yemeği bir hafta boyunca yemek zorunda kalmak istemiyorum.
Aldığım peynirlerin yarısının mutlaka küflenerek çöpe gitmesini istemiyorum.
Tatillerde herkesten fazla para ödemek istemiyorum.
Apartman aidatı olarak beş kişilik bir ailenin ödediği aidatı ödemek istemiyorum :)

Banu Tuna’yı destekliyorum. Yalnız yaşayanlar da bir azınlık olarak ele alınmalı ve onlara özel fiyat,  özel ürün istiyorum.  :))

 

 

Olmuyorsa Zorlamayacaksın Eylül 21, 2010

Filed under: Şiir — Burçin Tarhan @ 5:09 pm


Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.

İştir; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!

Olmuyorsa, olmuyordur!

Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

CAN YÜCEL

 

Akşam Temmuz 25, 2010

Filed under: Şiir — Burçin Tarhan @ 7:35 am

Akşam‚ içime düşen korku‚ pişmanlık‚ hile. 
Varamadığım deniz‚ suyu çekilen ırmak.
İçimde birikeni nasıl yıkamak‚ neyle?
Bu akşam hangi suyla‚ hangi suyla yıkanmak?

Yıkanmak‚ temizlemek deri içindekini.
Yıkanmak‚ teneşirde ölü gibi yıkanmak.
Yıkamak arzuları‚ hırsı‚ şehveti‚ kini‚
Yepyeni ve tertemiz bir sabaha uyanmak…

Ziya Osman Saba

Görsel İzinsiz Gösteri‘den alınmıştır

 

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.